<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2404633619359596766</id><updated>2011-12-22T12:10:27.622-08:00</updated><title type='text'>İstanblue</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://tragedyalar.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Özgür Aydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04495361228161696628</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_gm3KwT5Z9Z8/SfzGwnfdowI/AAAAAAAAAAM/SnN2PAepoOA/S220/DSC01260.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>12</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2404633619359596766.post-6905463997392420939</id><published>2011-10-10T10:53:00.000-07:00</published><updated>2011-10-10T10:53:53.807-07:00</updated><title type='text'>Akrep ve Yelkovan</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-y92XNnevcgo/TpMpyjvYTWI/AAAAAAAAAI4/4G_SE-a97qU/s1600/164815_491389750815_519460815_5970113_843082_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" kca="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-y92XNnevcgo/TpMpyjvYTWI/AAAAAAAAAI4/4G_SE-a97qU/s320/164815_491389750815_519460815_5970113_843082_n.jpg" width="266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Zaman, hiç bu kadar anlamını yitirmemişti.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Saatimin akrebi durdu,&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Yalnızca yelkovanı hareket ediyor.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Ruhum yanıma uğramaz oldu,&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Hep seninle, bensiz.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;... Edip seslendi bir ara:&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family: Times, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;İyi ya, ekimdir işte, kasıma ne kalmıştır şurada...&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuyucu, bu ara benim için zaman bazı anlamlara gelmiyor. Şöyleki; mesela&amp;nbsp;bir dakika, anında&amp;nbsp;bir saate dönüşebiliyor. Yahut&amp;nbsp;bir gün, koca bir yıla. Böyle olunca da eğer insan özlüyorsa, özlemi katlanıyor giderek.&amp;nbsp;Bu durum&amp;nbsp;katlanılmaz bir hal alıyor. Çünkü geçen alt başı bir saat; ama ruhun hissettiği bir ay veya bir yıl. Düşünün koca bir seneyi; yağmur yağıyor, kar yağıyor, karlar eriyor, güneş her zaman doğuyor, insanlar doğuyor, ölüyor bitimsiz bir süreklilik silsilesi. İşte bütün bunları ben bir saatte hissediyorum bazen. Sonra, hayal ediyorum. İnsan bazı zamanlar da hiç bitmesin ister; herkes kendi bitmesini istemediği zamanını düşünsün. Genelde kısacık olur bu zamanlar. İşte bu zamanlar da bir saat, bir yıla dönüşmez mi? Ya da bir ömüre?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki kolumuzdan çıkartsak saatimizi; evdeki bütün saatleri durdursak; gazeteleri, takvimleri çöpe atsak; televizyonu parçalasak hiç bitmesin istediğimiz anlar bir salise büyümez di mi? Nedense içim büyümez diyor. İçim: bitmek bilmeyen mutsuzluk devinimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgür&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2404633619359596766-6905463997392420939?l=tragedyalar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tragedyalar.blogspot.com/feeds/6905463997392420939/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/2011/10/akrep-ve-yelkovan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default/6905463997392420939'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default/6905463997392420939'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/2011/10/akrep-ve-yelkovan.html' title='Akrep ve Yelkovan'/><author><name>Özgür Aydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04495361228161696628</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_gm3KwT5Z9Z8/SfzGwnfdowI/AAAAAAAAAAM/SnN2PAepoOA/S220/DSC01260.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-y92XNnevcgo/TpMpyjvYTWI/AAAAAAAAAI4/4G_SE-a97qU/s72-c/164815_491389750815_519460815_5970113_843082_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2404633619359596766.post-7284260250246937280</id><published>2011-09-23T04:50:00.000-07:00</published><updated>2011-09-23T04:51:17.385-07:00</updated><title type='text'>Şarabi</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-LNg50Scjth4/TnxyHRigCdI/AAAAAAAAAI0/c4a5wB7VF5w/s1600/uzak.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hca="true" height="173" src="http://1.bp.blogspot.com/-LNg50Scjth4/TnxyHRigCdI/AAAAAAAAAI0/c4a5wB7VF5w/s320/uzak.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Denizin ürkütücü çığlıklarını duymayalı uzun zaman oldu; şimdilerde, çığlıkların yerini fısıltılar almış durumda. Öyle ya en büyük ses, sessizlikti. Her şey&amp;nbsp;bulutların ağlamaya başlamasıyla başladı: önce yapraklar uçuştu suyun yüzeyine, sonra oluk oluk insan kanı akıtıldı denize. Sonra kırmızıya sevdalanmış bir Gece; bu karışımı şişelere yerleştirilip, yıllarca bekletilmek üzere, mahzenlere taşıdı. Uzun süren bu bekleyişin ardından, siyahın kırmızısı doğdu.-Fısıltılara kulak verdim: deniz, suyunu, siyahın kırmızısından istemeyecekmiş.-"&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Cihangirin damında; eski bir banka, bakıp bakıp ağlayan yaşlı bir adam gördü Fehmi. Adamın oturduğu bankın yanındaki banka oturdu. Adam sigarasını yaktı; gözyaşlarını dindiremedi, Fehmi’den utanmıştı belki de. Onu rahatsız etmek istemiyordu Fehmi de.-Adam da rahatsız edilmek istemiyordu sanki- Onun hikâyesi onu ilgilendirirdi. İçinden, bu sefer değil dedi Fehmi. Adamın oturduğu banka oturdu. Adam hala yanındaki eski banka bakıyordu; fakat ağlamayı kesti Fehmi’nin oturduğunu görünce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bir şey mi oldu ağabey?&lt;br /&gt;- Yok, bir şey!&lt;br /&gt;- Anlatmak istersen, dinlerim…&lt;br /&gt;- Şu bankı görüyor musun? &lt;br /&gt;- Evet.&lt;br /&gt;- İşte o bank beni mahvediyor çocuk.&lt;br /&gt;- Neden ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam ses etmedi. İçinden konuşmaya başladı, önce nasıl anlatmak istediğini planlıyordu içinden: Piraye ile çok gelirdik buraya, hep şu banka otururduk. Piraye çok severdi o bankı, huzur bulduğunu söylerdi hep, sanırım rengi diğerlerinden farklı diye severdi. Piraye: benim gündüzümdü. O gittikten sonra gündüzleri yaşayamaz oldum. Benim yarımdı o; yarım elma kaldım şimdi ben. Ondan sonra uzun bir müddet gelmedim buraya. Doğuracak yeni acı bulamayınca da yine geldim. Tek başıma oturdum birkaç gün. Geçmişin karanlıkta kalışının çığlıklarını duymaktan bıkınca da, Piraye’ye ait ne varsa yaktım. Sonra bu tahtaları çürümüş bankı da yakmaya karar verdim. Geçen gece yakmak için geldim. Bir çift sevgili oturuyordu bankta, kalkmalarını bekledim. Bir süre sonra kalkıp gittiler. Ama yapamadım, onların doğacak acısını yok etmek istemedim.&lt;br /&gt;Adam konuşmaktan vazgeçti, kalkıp gitti, Fehmi’yi yalnız bıraktı. Gün batıyordu. Sonbahar yaprakları, köksüz kalmış dallarla birlikte süpürülüyordu. Deniz, üstündeki kargaşaya aldırmıyordu. Güneşin yerini şehrin ışıkları alıyordu yine. Ne güneş batmaktan sıkılıyordu; ne de gece doğmaktan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haziran 2009&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2404633619359596766-7284260250246937280?l=tragedyalar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tragedyalar.blogspot.com/feeds/7284260250246937280/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/2011/09/sarabi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default/7284260250246937280'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default/7284260250246937280'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/2011/09/sarabi.html' title='Şarabi'/><author><name>Özgür Aydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04495361228161696628</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_gm3KwT5Z9Z8/SfzGwnfdowI/AAAAAAAAAAM/SnN2PAepoOA/S220/DSC01260.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-LNg50Scjth4/TnxyHRigCdI/AAAAAAAAAI0/c4a5wB7VF5w/s72-c/uzak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2404633619359596766.post-7772143500657028128</id><published>2011-09-05T16:20:00.000-07:00</published><updated>2011-09-17T15:03:07.670-07:00</updated><title type='text'>Ceketim hep mavi renk olsun isterim ben!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-ffnmPqmoIAg/TmVXnYA0zqI/AAAAAAAAAFo/9lKnPmDDw3c/s1600/263780_10150244230639545_760264544_7381743_1809674_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213px" nba="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-ffnmPqmoIAg/TmVXnYA0zqI/AAAAAAAAAFo/9lKnPmDDw3c/s320/263780_10150244230639545_760264544_7381743_1809674_n.jpg" width="320px" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ellerim üşüyordu, en çok parmaklarım." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen insan insanı sevmez. Bazen insan hiçkimseyi sevmez. Ve bazen de insan hiçbir varlığa tahammül edemez. Ya da sızmış bir vaziyette uyuyup uyanmışken; ağlamaya başladığında, sadece odada gezinen bir kediye sevgi besler. İşte böyle bir anımda, kalkıp Edip Cansever okumaya başladım yine. "Bundan böyle günlerimiz nasıl geçecek baylar... Bu dünyada çekingen olmak çok iyi bir şeydir baylar." diyordu Edipciğim Cansever. Belki de bizim tek suçumuz "aldanmak"tı. Hemen inanıvermek her şeye. Çünkü bir umuttu inanmak. Ve bizler; acı çekmeyi alışkanlık haline getirmişler, umutlu olmak zorundaydık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok sıcaktı hava baylar! Bunaltıcıydı. Ter kokuluydu. Ve bizler bu sıcakta buram buram ter kokuyorken, birden bire üşüyebiliyorduk. İşte bu anlık değişime benziyordu insanlarla olan ilişkimiz. Ve sonrasında yorganı üstümüze çektiğimizde, tahammül edilemeyesi bir sıcaklık hissediyor, kolumuzu dışarı çıkardığımızda ise bir hastalığa kapılacakmışçasına üşüyorduk. Çünkü bir kere aldanmıştık... Bırakın insanlar acı çeksin baylar! Müdahale etmeyin. Müdahale etmeyin ki hakikat çiçekleri açsın. Müdahale etmeyin ki bir çocuk kar yağarken kardan adam yapmak isteyebilsin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim bilir, Eylül'ün sesiydi belki de tüm bunlar. Yapraklar sararmaya başlayacak. Sonra düşmeye. Yollarda sararmış yaprak bolluğu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2404633619359596766-7772143500657028128?l=tragedyalar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tragedyalar.blogspot.com/feeds/7772143500657028128/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/2011/09/ceketim-hep-mavi-renk-olsun-isterim-ben.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default/7772143500657028128'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default/7772143500657028128'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/2011/09/ceketim-hep-mavi-renk-olsun-isterim-ben.html' title='Ceketim hep mavi renk olsun isterim ben!'/><author><name>Özgür Aydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04495361228161696628</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_gm3KwT5Z9Z8/SfzGwnfdowI/AAAAAAAAAAM/SnN2PAepoOA/S220/DSC01260.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-ffnmPqmoIAg/TmVXnYA0zqI/AAAAAAAAAFo/9lKnPmDDw3c/s72-c/263780_10150244230639545_760264544_7381743_1809674_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2404633619359596766.post-4113706237372021201</id><published>2011-05-05T10:50:00.000-07:00</published><updated>2011-05-05T10:50:06.810-07:00</updated><title type='text'>Bayram Şekeri</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-S3uE2VFO0a0/TcLjHeVopLI/AAAAAAAAAFQ/8eBkUImQMbM/s1600/untitledrr.bmp" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="378" width="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-S3uE2VFO0a0/TcLjHeVopLI/AAAAAAAAAFQ/8eBkUImQMbM/s400/untitledrr.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yetişkin nasıl karar veriyorsa, öyle vermiştim kararlarımı:&lt;br /&gt;Çalışmayacaktım, evlenmeyecektim, askere gitmeyecektim. Sevmediğim insanları uzak tutacaktım kendimden. Yani maskeli baloda, maskesiz dolanacaktım artık. Hiç sevmediğim okulum bitmişti artık, ait olduğum yer büyülü fenerler, boş sokaklar, kirli meyhaneler ve günü beş anlamlı parçaya bölen camiler olacaktı. Gece ile gündüzle olan bağım, bir bekçinin uyku düzeninde olacaktı. Sevgililerim olacaktı, en azından görüntüyü kurtarmalarına izin verecektim. Ve Beni bekleyen insanları bulacaktım, keşfimi bekleyen şeyleri keşfedecektim. Yani şarabi bir hayatım olacaktı. En önemlisi bütün bunlar bir kuşun uçma esaretinde olacaktı.Çemberimi çizmiştim artık, durağı olmayan bu çember, devamlı dönecekti.-Dünya nasıl dönüyorsa öyle.- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir eylülün haberiyle, yetişkin oldum. Bütün bu yaşam külliyatıma baktığımda elimde yalnızca sararmış bir yaprak kalmıştı. Yeşermenin sûreti kaybolmuştu artık, bir tünelin ucundaki ışığı işaret eden çocuk; karanlık bir dehlizde kaybolmuştu. Öyle ki, sermest olmak bile korkutuyordu beni. Her an, sahne ışıkları yanar diye, seyircilerle yüz yüze gelme korkusuyla tetikteydim. Bu oyun ne zaman bitecekti acaba, oyunun sonunda seyircileri selamlamama izin verilecek miydi? Ey rejisör! Bu oyundaki, canlandırdığım karakterin mizanseni hakkında ne düşünüyorsun bilmiyorum; fakat ben, karakterin dışındaki gerçek ben, karanlık bir dehlizde, oynanan oyunun, seyirciler tarafından izlenebileceğine inanmıyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu karanlık dehlizde kaybolduğum zaman, tanışmıştım Siyahla. Siyah geldiğinde, onu; sigara, votka ve Konstantina ile karşıladım. Artık ne olacaksa olsun istiyordum. Fakat Siyah ölüm değildi; votka ve sigara ile dibe kolay ulaşmamı sağlayacak, zihnimin dip sularıydı. Bu dip sularda gezerken, tepedeki ışıkların, yalnızca gölgelerini görebiliyordum. Bir gölge sûretine bürünen Siyah, genelde geceleyin yanıma geliyordu; gündüz gizliyordu Siyah’ı. Arkadaşlarımla gülüp, eğlenirken, onlardanmış gibiyken, Siyah geldiğinde, diğerlerinin yanından ayrılıyordum adeta. O an, onların gölgelerini görebiliyordum yalnızca. Gölgeleri, onların ruhlarıydı; kapkaraydı hepsi. Bu gölgeler ki Nuh’un gemisine alınmayanlardı besbelli. Siyah beni bunların içinden aldığında; zıttı beyaz olmayan siyahlara gidiyorduk. Doğanın ve insanın, kara delikte kaybolduğu yerdi burası. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün Siyah, beni Gece’yle tanıştırdı.-Gece, gündüzün kavuştuğu gece değildi.- Ay ışığını görmeyen karanlık bir odadaydık; sessizlik, dışarıda deli gibi esen rüzgârın gölgesiydi. Işık mühürlenmişti; deniz tarafından. Siyah, Gece’ye, benim Tanrı’dan korktuğumu,-daha doğrusu- Tanrı tarafından yalnız bırakılacağımdan korktuğum için, doğaya kansız vücudumu teslim etmediğimi anlattı. Gece Siyah’ın bu sözlerine dayanamayıp, korku da, yalnızlık da doğanın kanlı vücudu dedi. Sonra Gece, Siyah ve diğerleri beni yalnız bıraktı. Sanıyorum artık anlamlandıramadığım varlığım; dip sularının yosunlarında yeşil bir şekilde boğulmaya başlamıştı. Her şeyin söndüğü bir anda, derinlerden gelen bir ses duydum. Çok uzaklardan kaçıp gelen bir çocuğun sûretinde bir kemanın sesiydi bu. Artık ruhumu teslim etmiştim; kemanın sesine. Sanıyorum bu kemanı çalan Tanrı’ydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluğunda bayram şekeri toplamadan, büyümüş gibi davranan çocuklar, ne Siyah’tan ne de geçmişin mut dolu karanlığından haberdardılar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgür Aydın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mart 2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2404633619359596766-4113706237372021201?l=tragedyalar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tragedyalar.blogspot.com/feeds/4113706237372021201/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/2011/05/bayram-sekeri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default/4113706237372021201'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default/4113706237372021201'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/2011/05/bayram-sekeri.html' title='Bayram Şekeri'/><author><name>Özgür Aydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04495361228161696628</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_gm3KwT5Z9Z8/SfzGwnfdowI/AAAAAAAAAAM/SnN2PAepoOA/S220/DSC01260.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-S3uE2VFO0a0/TcLjHeVopLI/AAAAAAAAAFQ/8eBkUImQMbM/s72-c/untitledrr.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2404633619359596766.post-8976082179875882965</id><published>2011-04-30T15:13:00.001-07:00</published><updated>2011-04-30T15:33:28.838-07:00</updated><title type='text'>Kayıp Adam</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-wKOJF0yzmMY/TbyJ4X3JPSI/AAAAAAAAAEw/y7NR7FEL970/s1600/untitled.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-wKOJF0yzmMY/TbyJ4X3JPSI/AAAAAAAAAEw/y7NR7FEL970/s400/untitled.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5601503638113041698" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan 3-4 yıl önce, Sakarya gibi renksiz bir yerde "Kayıp Ruhlar Kıraathanesi" diye bir yere rastladım okuyucu. Aslında rastlamak denmez, neredeyse hergün minibüsle önünden geçtiğim bir yerdi. Lakin ismi pek bi popüler durduğu için uzun bir müddet gitmedim... Çarşıya uzaktı, çevresinde dengi cafe filan da yoktu, zaten dışarıdan birisi oranın cafe olduğuna bile inanmazdı. İçeri girdiğimde, kemanın sesi ruhumu karşıladı. Bir sığınaktı burası! İçeride kapakları sararmış kitaplar, bir piyano, bir gramafon, eski ayaklı bir fotoğraf makinesi, Chaplin'in afişi gibi bir yığın şey ve küçük beyaz kediler(kafalarına göre insanların kollarına sokulup uyuyorlardı)vardı. Ve tebessümle gülümseyen insanlar karşıladı suretimi. Sanki ruhum ayrı bi yerde, bedenim ayrı bi yerdeydi...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oraya haftada bir kez gidiyordum.Adeta hafta bir kez oraya gidip, ruhumla bedenimin çatışmalarına tanık oluyordum. Sonraları, Kayıp Ruhlar Kıraathanesi'nin sahibiyle tanışma şansı yakaladım. Bana, hayalini tam olarak gerçekleştiremediğini, burayı yalnızca kitap okumak isteyenlerin gelebileceği bir yer tahsis etmek için kurduğunu anlattı. Ve ekledi; buradaki koltukları daha çok şahsileştirip, ışıkları kitap okumaya musait kılacağım. Ve arka tarafını (arkası boş bi dükkandı) insanların belirli günlerde klasik filmleri izleyebileceği bir yer olarak inşa etmek istediğini anlattı. Etkileyiciydi bu adamın söyledikleri, çünkü söylediklerinin içinde hiç paranın bahsi geçmiyordu. Küçük bir çocuk gibi, hayal kurup, aynı samimiyetle hayalini gerçekleştirmeye çalışıyordu sanki. Artık gizli sığınağımı bulmuştum. Sevdiklerimi birer birer "Kayıp Ruhlar Kıraathanesi"ne götürmeye başladım. Kiminle yakın bir ilişki kursam, hemen hevesle onu yaka paça sürükleyip Kayıp Ruhlar'a götürüyordum. Arkadaşlarımı, hocalarımı, şehir dışından gelen misafirlerimi ve bir gün sevdiğim kadını götürdüm...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç ay sonra, Ulaş Abi'nin işleri kötü gitmeye başladı. Ve orayı maddi nedenlerden ötürü devredeceğini öğrendim. Birkaç gün sonra da Kayıp Ruhlar Kıraathanesi yazan imleğin yerinde Malikhane diye bir isim gördüm. İçeri girdim, kitaplıklar boşalmıştı, keman sesi yerini Gökhan Özen'e bırakmış ve beyaz kediler çoktan yol almıştı. 5-10 dakika zor dayandım, çıktım. Öylesine midem bulanmıştı ki, bir mekan insanın midesini ve ruhunu ne kadar etkileyebilir okuyucu!? Ne kadar etkileyebilirse, o kadar etkilenmiştim işte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İnsansız anı yoktur. Var mıdır?" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E. Cansever&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse okuyucu, biz yine yakalım mumlarımızı. Bir yudum şarap alalım. Sigaramızı yakalım. Açıp Edip Cansever okuyalım. Şiir bittiğinde, şarap şişemiz de, sigara paketimiz de bitmiş olsun. Sonra yatalım bi güzel. Di mi ama, uyumak en güzel hakkımız. Kafamız nahoş, hayallerle uykuya dalmaya çalışalım. Başarırsak ne mutlu! Ama bizim işimiz mutsuzlarla. Mutsuzlarla, mutluların tek paydasında yoğunlaşalım biz en iyisi okuyucu. Şimdi bu "mut", umut olabilir mi? Yok yok olasılığa bırakmayalım biz işimizi, şöyle tanımlayalım "mut"u. Mut: Para vermeden, çalışmadan elde edilen, kazanılan şey!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2404633619359596766-8976082179875882965?l=tragedyalar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tragedyalar.blogspot.com/feeds/8976082179875882965/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/2011/04/kayp-adam.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default/8976082179875882965'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default/8976082179875882965'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/2011/04/kayp-adam.html' title='Kayıp Adam'/><author><name>Özgür Aydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04495361228161696628</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_gm3KwT5Z9Z8/SfzGwnfdowI/AAAAAAAAAAM/SnN2PAepoOA/S220/DSC01260.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-wKOJF0yzmMY/TbyJ4X3JPSI/AAAAAAAAAEw/y7NR7FEL970/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2404633619359596766.post-334536925622958846</id><published>2010-08-12T14:00:00.001-07:00</published><updated>2010-08-13T13:36:54.477-07:00</updated><title type='text'>Sonrası Kalır (2010)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_gm3KwT5Z9Z8/TGRhHEmIdzI/AAAAAAAAABo/mp4nxFtDTNg/s1600/Afi%C5%9F.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 285px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5504631418674247474" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_gm3KwT5Z9Z8/TGRhHEmIdzI/AAAAAAAAABo/mp4nxFtDTNg/s400/Afi%C5%9F.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazan &amp; Yöneten: Özgür Aydın&lt;br /&gt;Kurgu: Mustafa Aksoy&lt;br /&gt;Sanat Yönetmeni: Merve Doğan&lt;br /&gt;Tür:Drama&lt;br /&gt;Süre: 10:33 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can sıkıntının hıncısını, taşlara vurarak çıkartan metruk bir çocuk. Kütüphaneye, Edip Cansever okumaya gider. Kitabı, raflarda ve masalarda bulamaz. En sonunda bir kızın elinde görür, ve karşısına oturur. Kız "Sonrası Kalır" kitabını bırakıp başka bir şeyle ilgilendiğinde,çocuk kitabı istemeye gider; fakat kızın yanıtı olumsuzdur.Aradan biraz zaman geçer, çocuk kafasını kaldırdığında kız gitmiştir. Kalkar, kızın oturduğu yere oturur. Kitabı açar, ve bir notla karşılaşır: "yüzme havuzunu okumalısın!". Bahsi geçen şiiri okur, şiirin sonunda yeni bir not daha: "Daha fazla mavilik istiyorsan beni bul ! Öğlenleri kantinde olurum." Çocuk, öğlen kantine gider; kız bir masada, tek başına oturmaktadır. Bir kahvenin iç ısıtıcı sıcaklığında konuşmak için, iki tane kahve alır; arkasını döndüğünde kız yoktur masada. Çocuk kafasındaki düşüncelerle birlikte kampüste dolaşırken, yokuş bir yerde kıza rastlar. Kız onu görmemiştir; çocuk, çalılıkların arasından gözüne ilişen çiçeği kopardıktan sonra kızın peşinden gitmeye başlar. Çocuk, kızın ardından koşarken kız gözden kaybolur. Yokuştan aşağı koşarak indiğinde, dört bir yana da bakar; fakat kız yoktur. Bundan sonra seyirciyi bir sürpriz beklemektedir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmi izlemek için: http://www.vimeo.com/13894311&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2404633619359596766-334536925622958846?l=tragedyalar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tragedyalar.blogspot.com/feeds/334536925622958846/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/2010/08/sonras-kalr-2010.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default/334536925622958846'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default/334536925622958846'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/2010/08/sonras-kalr-2010.html' title='Sonrası Kalır (2010)'/><author><name>Özgür Aydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04495361228161696628</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_gm3KwT5Z9Z8/SfzGwnfdowI/AAAAAAAAAAM/SnN2PAepoOA/S220/DSC01260.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_gm3KwT5Z9Z8/TGRhHEmIdzI/AAAAAAAAABo/mp4nxFtDTNg/s72-c/Afi%C5%9F.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2404633619359596766.post-8632858168649781389</id><published>2009-05-16T18:04:00.000-07:00</published><updated>2009-05-17T06:08:26.574-07:00</updated><title type='text'>Siyahın Mavisi</title><content type='html'>Sahnede Merve,Özgür ve Olric vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir uyumsundur sen -yazlar gezinir kış günleri içinde-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemanın sesi,Camel sigara,tekila,siyahın mavisi ve büyülü sessizlik.Hangisini istiyorsun Merve ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merve&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyahın mavisini istiyorum…Camel fazla ağır,kemansa fazla büyüleyici.Büyüleyici sessizlik olmamalı şimdi;evet siyahın mavisi olmalı.Tıpkı denizin gece görünüşü gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olric&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendimiz Ay çok parlak bu gece,düşmüştür denizin üstüne,gitmelisiniz.. ama kalmanız da gerek. Çığlık çığlığa haykırmalısınız ama susmanız gerek.. karanlıkta göz kırpanları bulmanız gerek! Nefret ederken sevmeniz gerek,gün biterken gökyüzü ile birleşmek ve yıldızların kucağından intiharlar gerek.. biraz cesaret.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dişerimi fırçaladım,çizgili bornozumu giydim -deli gömleği diyorlar buna- ve son olarak camı olmayan gözlüklerimi taktım.Hazırsın umarım…Moda sahilindeyiz Merve,suyun dingin hışırtısı ney çalıyor bize…Sonra sadece sessizlik konuşsun diyoruz.Anlaşmayı ben bozuyorum,kulağına bir şeyler fısıldıyorum;senin duymayacağın şekilde…Arkası yarınlara değil Merve,daktilo başına geç !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merve&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25 metrekarelik hastane odasındaki son model koltuktan bozma yatağıma uzandım;moda sahilindeki ney sesine kaptırdım kendimi;karanlığın mavisini izlerken…Ben duymadığıma göre anlaşma pek bozulmuş sayılmıyor;arkası yarınlar bekleyedursun bir kenarda;daktilo başına geçmece de ,bir dakika sonrası da…Anlamak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olric&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendimiz Bu gece dingin,satır satır okunuyor dışarısı. Rüzgar şiir olup dinletiyor kendini ve karanLık örtüyor şehrin kirlerini bilirim bu yüzdendir geceleri daha çok sevmeleriniz..renkler yormakta,renkler korkutmaktadır sizi.. biraz cesaret.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak Merve mavinin dünyasından geçen kayıkçıya;o kayıkçı ki,küçücük kayığıyla dünyayı gezmeyi düşlüyor:dünya onun o küçük kayığında.Vakit tamam,gitmeliyiz buradan.Rengarenk sokaklara gitmeliyiz;dehlizlerden geçmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merve&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koy derinlikli;renkli sokaklar,aslında farksız bataklıklardan.Dünya o küçük gemiye sığmayı başarabilse de;sığamıyor o renkli sokaklara,taşıyor lüks restorantlar,arabalar,villalar arasından…Dünyanın kanı sızıyor şehrin bileklerinden.Bak gece kadar siyah suyun üstünde rengarenk balonlar görünmekte,biz üşürken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suya mı güvenelim,kayığa mı ? Ya da bizim doğaya salıverilişimiz,sence nasıl olacak;bir balon gibi mi yoksa sigaramdan çıkan ve çıkar çıkmaz dağılıp kaybolan duman gibi mi?... ( Sigaram dudağıma yapışmış…Dudağım kanadı.) Ben sana söyleyeyim mi olacakları…Biz hiçbir zaman doğaya salınmayacağız;dudağımdan akan kırmızı kanın suretinde kendimiz sızacağız.Öyleyse neden açılmayalım ki ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merve&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gemici demir aldı limandan,liman dalgalandı motorun sesiyle…Dudaklarındaki kan önce gözlerine oturup,oturmamak da kararsız boşaldı avuçlarına… Doğa kıs kıs gülerek izledi halini;bir yudum suya muhtaçken sen,tabiat elinden bir lokma daha yememeye ant içti bedenin;ruhun ise açtı daima her şeye.Açılmak istedi her zaman,her yere,dışa vurumlar aforoz etti bedenini.Ruhun bencil ve dominant kararlar aldıkça.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2404633619359596766-8632858168649781389?l=tragedyalar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tragedyalar.blogspot.com/feeds/8632858168649781389/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/2009/05/siyahn-mavisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default/8632858168649781389'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default/8632858168649781389'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/2009/05/siyahn-mavisi.html' title='Siyahın Mavisi'/><author><name>MERVE DOĞAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11384617603364546252</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_b_dj_wg_13U/SfzkrCKn5cI/AAAAAAAAAAM/TOUrFRBzNSU/S220/%C5%9Fffghjkl+-+Kopya.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2404633619359596766.post-3646771205509345360</id><published>2009-05-08T12:28:00.000-07:00</published><updated>2009-05-08T12:30:58.664-07:00</updated><title type='text'>Figüran</title><content type='html'>“Büyük bir film bu beyim.Çok para harcadılar yapımında.Yönetmeni adeta,kukla oynatıcısıydı sette.Oyuncular da pek tanınmış kişiler. Bak gör,gişe hasılatı yüksek olacak.Tıklım tıklım olur ilk hafta salonlar,yer bulamazsın;şimdiden yerini ayırt derim ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bey: Bu kadar met ettin izleyeceğiz artık Suphi,filmdeki işin neydi ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suphi:Ben figüranlık yaptım beyim,öyle şan şöhrette gözüm yok benim.İnsanlar neden ünlü olmak;öldükten sonra anılmak ister,anlamam.Ölmüşsün işte be adam, artık anılsan ne, anılmasan ne,bu yüzden,bu millet doğmadan ölüyor beyim.Bu yüzden bana figüranlık yetti de arttı bile,zaten yükseklerde gözüm olmadı hiç;figüranlığı da becerebildim mi bilmiyorum gerçi.Yönetmen görüntüyü tamamla yeter dedi,bende onu dinledim.Görüntüyü kurtaracak kadar varlığım müphem değil,di mi beyim ?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırmızı olsun dedi şarap.Gece olmasını bekledi.Ampullerin hepsini patlattı.Mum almıştı birkaç tane,onları yaktı.Sokak lambası şeklindeki mumluğu önüne koydu.Bütün giz bu mumdaydı da sanki,mum bitene kadar hepsini görecekti Suphi.Bekledi,bekledi,bekledi.Hiçbir şey göremedi mum ışığında.Yok yazamıyordu hiçbir şey.Ama hiçbir şey.Halbuki kâşif ne diyorsa yapmıştı.Sonra hüküm verdi kendine.Yazmak ona göre değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sık sık Tanrı ile konuşuyordu Suphi.Yalvarıyordu adeta.Artık bitsin diyordu;ne olacaksa olsun;ama bitsin.Çoğu sefer kendi kendine konuştuğunu fark edip,bozuntuya vermiyordu,nasıl olsa bir tane kendi vardı;diğeri başkasıydı.-yalnız kendi olamazdı ya,başkası da vardı elbet.- Kendi olmayan kendi onu dinliyordu;en yakınlarının dinlemediği kadar.Yargılama,nasihat ve “ben bilirimler”de yoktu konuşmada.Neden diğerleri gibi olamadığını sordu kendine.Cevap alamayınca da üsteledi;o kadar çabaladım ! Ama bu haksızlık ! Çabalayan,acı çeken,yalnız kalan benim.Mutlu olan,keder nedir bilmeyen,sevilmek ümidiyle yaşamayan onlar.Sonra sustu Suphi.Tepki alamayınca sinirlenmişti belli ki.Kendi,kendine tanıma fırsatı veriyordu esasında Suphi ye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün dedi,Suphi.Gün nedir ? “Gün:güneşin doğuşu ve batışıyla gerçekleşen,24 saatlik zaman dilimidir” dedi Koray.Ardından Günce atıldı,”gün:etrafı denizlerle çevrili bir adanın karaya bir adım yaklaşmasıdır”.Bu cevap da kurutmadı Suphi’yi,kendi anlamlandırmaya çalıştı...”Gün:Suphi’nin ‘Bilge gitti’ dediği zamandan önceki zamandır;gün:Suphi’nin Bilge’nin elini ilk kez tuttuğu andır;gün:Suphi’nin şarabi bir hayatın,akıntılarından gelen kırmızı kana ihtiyacım var dediği aylardır.Ve son olarak,gün:denizle,martıların çığlıklarını Suphi’nin işittiği dakikadır.” Ardından Günce’nin sesi geldi,peki yıl nedir Suphi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece olmuştu yine.Suphi geceden bir haber bekliyordu bu sefer.Gece gelen haberler,genelde kara haber olur ya,Suphi’nin beklediği de buydu işte.Bir ölüm bekliyordu Suphi,kimin öleceği belirsizdi.Sonra ölüme yakın gördüklerini listeledi;kıyamadı hiçbirine.Geceden gelecek haber ölüm olmamalıydı.Biraz daha hafifletti kendince işi;bir hasta haberi bekliyordu bu sefer.Zira refakâtçı olacaktı.Sabaha yakın,karanlığın en yoğun yaşandığı anda,Suphi ümidini kesmişti.Sabah olmuşu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telefon zrrrrrr ! diye çalmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Efendim ?&lt;br /&gt;-Suphi ?&lt;br /&gt;-Evet&lt;br /&gt;-Bilge’yi kaybettik;belki bilmek istersin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haber:gündüz tarafından,bir insan suretiyle;gecenin gölgesinde Suphi’ye gönderilmişti.Bir ölüm haberiydi bu;fakat öldüğü varsayılan Bilge,iki beden içinde yaşamaktaydı.Henüz varlığı son bulmamıştı.Suphi’nin içinde yaşayan Bilge,diğerinden biraz farklı olsa da,bu varlığına gölge düşürmüyordu.Her şeyden önce bu,giden değil:kalan Bilge’ydi.Bir insan,bir insanı ne kadar sevebilirse,Bilge de,bu bedende  o kadar seviyordu kendini.Elbette bir gün bu Bilge’de ölecekti;fakat Suphi’nin çektiği acılar,ve bunlara şahitlik yapan gece:onun ruhunu ebedileştirecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Mum eriyebildiği kadar eridi.Ve sonra hazin son gerçekleşti;mum bir daha yanmamak üzere söndü.Ne üfleyen vardı;ne de rüzgar.Doğanın da,insanın da karışamadığı bir sondu bu.-&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2404633619359596766-3646771205509345360?l=tragedyalar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tragedyalar.blogspot.com/feeds/3646771205509345360/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/2009/05/figuran.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default/3646771205509345360'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default/3646771205509345360'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/2009/05/figuran.html' title='Figüran'/><author><name>Özgür Aydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04495361228161696628</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_gm3KwT5Z9Z8/SfzGwnfdowI/AAAAAAAAAAM/SnN2PAepoOA/S220/DSC01260.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2404633619359596766.post-1393454111798333952</id><published>2009-05-07T14:21:00.000-07:00</published><updated>2009-05-07T14:24:15.310-07:00</updated><title type='text'>The Darkening  II</title><content type='html'>Anılar fotoğraf karelerinde,eski kokan modası geçmiş kıyafetlerde kimi zaman klişe sözlerde gizliydi.&lt;br /&gt;Birkaç damla kan akıtmak istedi ellerinden.. canını yakmak ama çıt çıkarmadan çığlıklarını içinde büyütmek istedi, anılarına kardeş çığlıklar !  kör jiletle oynadı gecenin karanlığında,bir türlü karar veremedi jiletle tanışmak isteyen yerin neresi olacağına.. canını acıtmak ve birkaç damla kan akıtmak.. birkaç damla kan ve anılarına kardeş çığlıklar gecenin koynunda..&lt;br /&gt;sebepsiz gidişleri de umutsuz bekleyişleri de anlatmıştı geceye,var olmanın verdi hüznü ve huzursuzluğu sadece geceye anlatabilmişti,varlığını bahşeden tüm sebeplere minnettarlığında saklanan bazı utançlar vardı beLkide..&lt;br /&gt;Zaman,eski kokan kıyafetlerde ve fotoğraflarda bambaşka bir anlama brünmüş,siyah ve beyaz tek vücutta birleşerek dikilmiş karşısına hesap sorarcansına.. şimdi kan istiyor,sadece birkaç damla kan.acıyı hissetmek teninde.. ruhun çığlıklarına kardeş ten çığlıkları istiyor. Nihayet teninde usul usul gezen jiletle yavaşça tanışıyor elleri,vücudu ısınıyor,damarları çekiliyor.. evet.. tam da istediği gibi.. ruh çığlıklarına kardeş ten çığlıkları,git gide büyüyor içinde.. sadece jiletin teninde bıraktığı tadı düşünüyor artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatına girmiş kıymet biLmezLer geLiyor birer birer akLına,ruh çığlıkları arasında sıkışıp kaLıyor bedeni..SiLip atmak istiyor bedeninden,beyninden..akLı karıncaLanıyor,tüm hisLeri birbirine giriyor ve bir çizik daha atıyor eLine,bu kez biraz daha derine iniyor jiLet. Bu çizgiyLe birini daha siLiyor geçmişten,karaLıyor üstünü tek tek anıLarının. Bu ruh çığlıklarını sadece teninin çığlıkları susturmayı başarıyor..  bir an.. yaLnızca bir an bile düşünmemenin vermiş olduğu hazzı yaşamayı her şeye değer görüyor.&lt;br /&gt;eLinden sızan kanı hayranlıkla izLiyor,gecenin karanlığına karışan kırmızı,şarap tadında bir düşle adamı uykusundan uyandırıyor..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2404633619359596766-1393454111798333952?l=tragedyalar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tragedyalar.blogspot.com/feeds/1393454111798333952/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/2009/05/darkening-ii.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default/1393454111798333952'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default/1393454111798333952'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/2009/05/darkening-ii.html' title='The Darkening  II'/><author><name>MERVE DOĞAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11384617603364546252</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_b_dj_wg_13U/SfzkrCKn5cI/AAAAAAAAAAM/TOUrFRBzNSU/S220/%C5%9Fffghjkl+-+Kopya.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2404633619359596766.post-5954585214550792506</id><published>2009-05-03T14:57:00.000-07:00</published><updated>2009-05-03T15:08:43.314-07:00</updated><title type='text'>Episode I</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_gm3KwT5Z9Z8/Sf4TfpYUTvI/AAAAAAAAABQ/9RU6t4_NFlQ/s1600-h/IMG_9109.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331720443257966322" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 214px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_gm3KwT5Z9Z8/Sf4TfpYUTvI/AAAAAAAAABQ/9RU6t4_NFlQ/s320/IMG_9109.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yol gözüktü dedi falcı Barış...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hazan mevsimindeki bir çınar ağacı ile yüksek dağların dibinde biten göz alıcı renkteki çiçeğin ardındaki güneş,bir gölgeden ibarettir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sokak:sokaktan ziyade mezarlık esasında;fakat bu mezar taşlarının üstünde isim yazmıyor.Sanırım bu mezarlıklar,önceden ayrılmışlardan.Defin işlemleri için bekliyor rahmet ağaçları.Olur da bir alim ölürse diye de;elektrik direklerini dikmişler.İşte bu mezarda yatacaktı bizim Nazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_gm3KwT5Z9Z8/Sf4TYL1H9MI/AAAAAAAAABI/gDyAcMVmXPQ/s1600-h/IMG_9068.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331720315066643650" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_gm3KwT5Z9Z8/Sf4TYL1H9MI/AAAAAAAAABI/gDyAcMVmXPQ/s320/IMG_9068.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yola düşmüştü Nazım.Nereye gittiği belirsizdi;sadece yola düşmek için çıkmıştı yola zaten.Sabırsızdı,kadere inanmıyordu;ona kalırsa herkes kendisi çizerdi çemberini.Hatta öyle ki,doğanın gökkuşağına dahi başkaldırmıştı.Sadece kendinin görebileceği bir gökkuşağı yapacaktı göya.Renkleri de ona özel olacaktı.Bir kırmızıdan başka bir kırmızı olmayacağını kendi de biliyordu;fakat onun amacı bunun farkına varmaktı zaten.Zira kâşif olma yolundaydı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Pembe,Yeşil,Mavi,Turuncu,Sarı,Kırmızı selam olsun sizlere !&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2404633619359596766-5954585214550792506?l=tragedyalar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tragedyalar.blogspot.com/feeds/5954585214550792506/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/2009/05/yol-gozuktu-dedi-falc-bars.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default/5954585214550792506'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default/5954585214550792506'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/2009/05/yol-gozuktu-dedi-falc-bars.html' title='Episode I'/><author><name>Özgür Aydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04495361228161696628</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_gm3KwT5Z9Z8/SfzGwnfdowI/AAAAAAAAAAM/SnN2PAepoOA/S220/DSC01260.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_gm3KwT5Z9Z8/Sf4TfpYUTvI/AAAAAAAAABQ/9RU6t4_NFlQ/s72-c/IMG_9109.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2404633619359596766.post-1966370748520737082</id><published>2009-05-02T15:15:00.000-07:00</published><updated>2009-05-02T16:24:00.377-07:00</updated><title type='text'>The Darkening</title><content type='html'>Adam karanLık odada mumLarı yakarken keyifLendi..mumLarın ışığı odayı yarı aydınLattı,yine oLmadı diye düşündü ve bir an söndürüp söndürmemek konusunda tereddütte kaldı,keyfin yerini ise beLirsizLik aLdı..&lt;br /&gt;karanLık huzurdu onun için,kendini dinLemekti bazen de geceyi dinLemekti karanLık.. adam herzman ki gibi karanLıkta oturmayı tercih etti bu gecede. Perdenin aralığından süzen ince ışık zifiri karanLığa imkan vermiyordu zaten..&lt;br /&gt;yaktığı mumlara usul adımlarla yaklaştı önce küçük mumu üfLedi,çıkan dumanı ise hiç kıpırdamadan seyretti..aklından geçmişe dair birkaç şey geçirdi,diğer mumu üfLedi ve sonuncusunu da…artık geceyle baş başaydı.biraz önce geçmişe dair hatırladıklarını tekrar düşündüğünde bu kez midesinden yukarı çıkan bir yanma,boğazındaki düğümler ile birleşerek gözyaşlarıyla ittifak kurdular,adam haLa sewdiğinden ve özLediğinden emindi..&lt;br /&gt;dudağına yapışan kahpe güLümseyişleri bir kenara bırakmanın wakti çoktan geçmiş,artık sonbaharın,evet bir başka baharın bile değil,sonbaharın tadıyla,kokusuyla,ıslaklığı ve sarısıyla yaşayacaktı bundan böyLe.bundan emin oLduğunu hissetti adam.&lt;br /&gt;Camın kenarına geçti,perdeyi kenara itti.. cama vuran damlaları izledi belki dakikalar beklide saatlerce.. yine gereksiz ve anlamsız bir huzur kapLadı damlaların arasında adamı,geceyLe ettiği dans sonbaharın ısLaklığındaki bir valse dönüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece,utanarak bir şeyLer söyLedi adamın kuLağına. Adam boyLu boyunca yattığı yerden sıçradı,kaLktı. Büyük huzırsuzLukLa kendini camın kenarına attı.Yine,Gökyüzünden bir kaç damLa düştü yere,gece ağLıyordu..Adam dost biLdi kucağına düştüğü sinsi karanLığı.Zaten bu yüzden severdi sonbaharLarı..Gecenin adamLa dostLuğu kahpe bir telefon sesiyLe son buLdu.'Öldü' diyordu teLefondaki ses.ziL sesinin kahpeLiği yetmiyormuş gibi teLefondaki ses de kahpece geLiyordu !&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ev küçüLdü,duvarLar adamın tenini sarıp sarmaLadı..Adam titredi,iLikLerine kadar titredi sonra dışarı attı kendini.YağmurLa dostLuğu son buLdu kahpe teLefonLa! Gökyüzü sustu,kahpe bir güLümsemeyLe yukardan adamı izLemeye koyuldu..o ise karanLığın kucağında hıçkırarark ağLamaya koyuLdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birden sevmediği hissine kapıldı sonbaharLarı..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2404633619359596766-1966370748520737082?l=tragedyalar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tragedyalar.blogspot.com/feeds/1966370748520737082/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/2009/05/darkening.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default/1966370748520737082'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default/1966370748520737082'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/2009/05/darkening.html' title='The Darkening'/><author><name>MERVE DOĞAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11384617603364546252</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_b_dj_wg_13U/SfzkrCKn5cI/AAAAAAAAAAM/TOUrFRBzNSU/S220/%C5%9Fffghjkl+-+Kopya.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2404633619359596766.post-1076036638983354422</id><published>2009-05-02T14:26:00.001-07:00</published><updated>2009-05-02T14:26:36.127-07:00</updated><title type='text'>Mavi Pencere</title><content type='html'>Güneş ufuk çizgisinde;gün ağarmaya başladı yine...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyandığımda büyük mavi pencereden içeri bir ışık sızıyordu,akşam olduğunu farketmemle birlikte,zihnim kalabalıklaştı...(içinde yuvarlandığım yineleme başlıyordu yine) Hiç ışığı yakmadan,pencereden içeri sızan ışığın feyziyle pencerenin önüne gittim.Pencereden dışarı baktığımda:şu içeri sızan ışığın kaynağının "sokak lambası" olduğunu farkettim.Dışarda sokak lambasından başka ışık yok;diğer soluk ışıklarla sokak lambası arasında;bir kuşun yavrusunu doğaya salıverişi kadar derin bir uzaklık var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarda sisli bir hava var;gece ile sisin kavuşması,bu tablo ilk önce huzur verici gözükse de;sis ve siyahın ardındakini göremeyişim,ürkütücü bir hâl alıyor...Güne yine yağmur yağmaya başladı...Sonrasında oluşan su birikintilerinden birine gözüm takıldı;su birikintisine düşen yağmurlar,su birikintisine yansıyan giz dolu şeyi görmemi engelliyor ! Artık ne görmek istediğimi görebiliyorum ne de zihnimdeki imgelerin gerçeğini...Bu belirsizlik çok can sıkıcı olmaya başladı;Şimdi binip trene gitsem,hiç tanımadığım;bilmediğim bir yere...Gittiğim yeri,yeni tanıştığım insanları bir doğa samimiyetiyle sevecek miyim ? Ya da bu,yaşadığım gel-gitleri sona erdirecek mi ? Hiç değilse denemeliyim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pencereye döndük yine,bu sefer daha kalabalık biçimde.Üstüne oturup sigara içtiğim,sararmış tahtaları ve ıslak çürük çıtalarıyla şu meşhur akbank bankı.Bir ölü ne ki,eski bir bank ne olsun ? Benden sonra da birileri bu bankın üzerinde oturup sigara içecek ve kimse onların gördüklerini görmeyecek;bilmeyecek ve anlamayacak..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüzgarın da esintisiyle;dışarısı tam bir senfoni haline geldi.İşte şimdi şu camın ardında,dışarda olmak isterdim,biraz daha az kişiyle;ıslanmayı kabullenip;rüzgarın tenime dokunmasına izin verecek kadar üşüme isteğiyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Migren hastalığı gibi varoluş saçmalığı başladı yine beni sarmaya.Zerdüşt'le olan kavgamı bitirmem gerek,Zerdüşt'ü öldüreceğim ! Biliyorum sonrasında bir adım daha uzaklaşacağım;sevdiklerimden,çevremden,özgür'den...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;doğa ile insanın aynı samimiyetteki tutumu&lt;br /&gt;bir pencere&lt;br /&gt;bir çocuk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2404633619359596766-1076036638983354422?l=tragedyalar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tragedyalar.blogspot.com/feeds/1076036638983354422/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/2009/05/mavi-pencere_3146.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default/1076036638983354422'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2404633619359596766/posts/default/1076036638983354422'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tragedyalar.blogspot.com/2009/05/mavi-pencere_3146.html' title='Mavi Pencere'/><author><name>Özgür Aydın</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04495361228161696628</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='26' src='http://2.bp.blogspot.com/_gm3KwT5Z9Z8/SfzGwnfdowI/AAAAAAAAAAM/SnN2PAepoOA/S220/DSC01260.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
