30 Nisan 2011

Kayıp Adam





Bundan 3-4 yıl önce, Sakarya gibi renksiz bir yerde "Kayıp Ruhlar Kıraathanesi" diye bir yere rastladım. Aslında rastlamak denmez, neredeyse hergün minibüsle önünden geçtiğim bir yerdi. Lakin ismi pek bi popüler durduğu için uzun bir müddet gitmedim. Çarşıya uzaktı, çevresinde dengi cafe filan da yoktu. Dışarıdan birisi oranın cafe olduğuna bile inanmazdı. İçeri girdiğimde kemanın sesi ruhumu karşıladı. Bir sığınaktı burası! İçeride kapakları sararmış kitaplar, bir piyano, bir gramafon, eski ayaklı bir fotoğraf makinesi, Chaplin'in afişi gibi bir yığın şey ve küçük beyaz kediler(kafalarına göre insanların kollarına sokulup uyuyorlardı)vardı. Ve tebessümle gülümseyen insanlar karşıladı suretimi. Sanki ruhum ayrı bi yerde, bedenim ayrı bi yerdeydi.

Oraya haftada bir kez gidiyordum.Adeta haftada bir kez oraya gidip, ruhumla bedenimin çatışmalarına tanık oluyordum. Sonraları, Kayıp Ruhlar Kıraathanesi'nin sahibiyle tanışma şansı yakaladım. Bana, hayalini tam olarak gerçekleştiremediğini, burayı yalnızca kitap okumak isteyenlerin gelebileceği bir yer tahsis etmek için kurduğunu anlattı. Ve ekledi; buradaki koltukları daha çok şahsileştirip, ışıkları kitap okumaya musait kılacağım. Ve arka tarafını (arkası boş bi dükkandı) insanların belirli günlerde klasik filmleri izleyebileceği bir yer olarak inşa etmek istediğini anlattı. Etkileyiciydi bu adamın söyledikleri, çünkü söylediklerinin içinde hiç paranın bahsi geçmiyordu. Küçük bir çocuk gibi, hayal kurup, aynı samimiyetle hayalini gerçekleştirmeye çalışıyordu sanki. Artık gizli sığınağımı bulmuştum. Sevdiklerimi birer birer "Kayıp Ruhlar Kıraathanesi"ne götürmeye başladım. Kiminle yakın bir ilişki kursam, hemen hevesle onu yaka paça sürükleyip Kayıp Ruhlar'a götürüyordum. Arkadaşlarımı, hocalarımı, şehir dışından gelen misafirlerimi.

Birkaç ay sonra, Ulaş Abi'nin işleri kötü gitmeye başladı. Ve orayı maddi nedenlerden ötürü devredeceğini öğrendim. Birkaç gün sonra da Kayıp Ruhlar Kıraathanesi yazan imleğin yerinde Malikhane diye bir isim gördüm. İçeri girdim, kitaplıklar boşalmıştı, keman sesi yerini Gökhan Özen'e bırakmış ve beyaz kediler çoktan yol almıştı. 5-10 dakika zor dayandım, çıktım. Öylesine midem bulanmıştı ki, bir mekan insanın midesini ve ruhunu ne kadar etkileyebilirdi!? Ne kadar etkileyebilirse, o kadar etkilenmiştim işte.

"İnsansız anı yoktur. Var mıdır?"

E. Cansever

Neyse okuyucu, biz yine yakalım mumlarımızı. Bir yudum şarap alalım. Sigaramızı yakalım. Açıp Edip Cansever okuyalım. Şiir bittiğinde şarap şişemiz de sigara paketimiz de bitmiş olsun. Sonra yatalım bi güzel. Di mi ama, uyumak en güzel yanımız. Kafamız nahoş, hayallerle uykuya dalmaya çalışalım. Başarırsak ne mutlu! Ama bizim işimiz mutsuzlarla. Mutsuzlarla, mutluların tek paydasında yoğunlaşalım biz en iyisi. Şimdi bu "mut", umut olabilir mi? Yok yok olasılığa bırakmayalım biz işimizi, şöyle tanımlayalım "mut"u. Mut: Para vermeden, çalışmadan elde edilen, kazanılan şey!

Özgür Aydın